Salı, Haziran 12, 2007

Evrene açılan kapı


































Yunusların büyüleyen dansı














Universal Studios / Orlando





Yıllardır izlediğimiz Jaws filmlerindeki köpek balığının ne olduğunu gördük Orlando Universal'da.
Tampa Clearwater


Pazartesi, Mayıs 21, 2007

Tennessee'de Ağrı Dağı efsanesi


Merhabalar
Sema gosterisi ile huzur buldugumuz Subat'tan bu yana size seslenemedim, araya epey zaman girdi. Aradan gecen bunca zamandan sonra sizlere ilk ogrendigimde sasirdigim ilginc bir konudan sozedecegim. Kutsal kitaplarin bircogunda anlatilan Nuh Tufani’ndan hepimiz azcok haberdariz. Kur’an’da ayrintilari ile anlatilan Nuh Tufani ve Hz Nuh’un yaptigi gemi yillarca bircok arastirmacinin, arkeologun ilgisini cekmis bu konuda degisik yerlerde arastirmalar yapilmistir. Nuh’un gemisinin Agri Dagi eteklerinde karaya oturdugu varsayimi da bunlardan biri. Agri Dagi’nda Nuh’un gemisiyle ilgili olarak yillar once yapilan arastirmalardan da bazilarimiz haberdardir sanirim. Lise yillarimda Amerikali bir arkeologun Agri Dagi’nda Nuh’un gemisinin kalintilarini arastirdigini ve onemli sonuclar elde ettigini animsiyorum. 1980'li yillardaki bu bilgi duydugum kadariyla kalmisti aklimda. Ancak bu arkeologun Nashville’in guneyinde 55 mil uzaklikta yasadigini ve burada basta Nuh’un gemisi olmak uzere yaptigi arkeolojik arastirmalarla ilgili kucuk bir muze kurdugunu aradan gecen 20 yildan fazla bir surede, Amerika'ya geldikten sonra ogrendim. Beni son derece sasirtan bu olaydan nasil haberdar oldugumu anlatayim.
Spring Hill’de gecen yil acilan Sultan’s Table’a yemege gittigimde masada dikkatimi ceken bir kitabi karistirmaya baslayinca bir de ne goreyim, kitap, A’dan Z’ye Agri Dagi’nda Nuh’un gemisiyle ilgili yapilan arastirmalari anlatiyor. 300 sayfaya yaklasan kitapta Tennessee Cornersville’de yasayan arkeolog Ron Wyatt’i Agri Dagi’na goturen surec ve sonrasindaki arastirmalar, Turk arkeologlari ile yapilan ortak calismalar, sivil ve askeri yetkililerin destekleri, arastirmacilarin yore koyluleri ile kurdugu dostluklar, en ince ayrintilarina kadar satir satir fotograflar esliginde anlatiliyor. Ron Wyatt’in Agri Tendurek’te Nuh’un gemisini arama dusuncesi ilk olarak 1960 yilinda Life Magazine dergisinde gordugu bir Turk gozlem ucagi pilotu tarafindan 10 bin feetten cekilen bir fotograf ve makaleden sonra kafasina yerlesiyor. O zaman 27 yasinda olan genc Wyatt, kendini bu konuyu arastirmaya veriyor ve konuyla ilgili tum kaynaklari didik didik ediyor yogun cabalarin ardindan 1977 yilinda da esi ve iki oglu ile Turkiye’ye ayak basiyor. Istanbul’dan Ankara’ya otobusle oradan da trenle Dogubeyazit’a gecen Wyatt zorlu bir yolculugun ardindan Uzengili Koyu yakinlarindaki gemiye benzeyen bolgeye ulasiyor. Ve yillar surecek arastirmalar da basliyor.
Kitabi, Sultan’s Table’a yemege gelen muze gorevlilerinden birisi birakmis nasilsa Turk restauranti, ilgi ceker diye. Kitabi karistirdiktan sonra hemen internete girdim ve konuyla ilgili diger detaylari gozden gecirdim. 6 yildir yasadigim Nashville’e bir saat uzaklikta adeta ulkemin bir parcasi olan bu mekani gormeliydim zaman gecirmeden. Hemen, en az benim kadar benzer konulara ilgi duyan TSU’de gorevli arkadasim Docent Doktor Ali Safak Sekmen’i arayip, “Hocam senin de ilgini cekecek bir konu var bu pazar oraya gidelim. Burnumuzun dibinde, Turkiye’den binlerce kilometre uzakta Amerika’nin bir guney kasabasinda Agri Dagi’ndan kareler var ” dedim. Safak hoca beni sasirtmadi ve 20 Mayis Pazar gunu I-65 numarali Hwy uzerinden Nashville’in guneyine dogru yola ciktik.
Bir saati bulan yolculugun ardindan karsimiza cikan yer oyle bildik muzeler gibi degildi kuskusuz. Oyle bir yer beklemiyorduk zaten internetten de gordugumuz icin. Ron Wyatt’in olumunden once insaa ettirdigi binada Wyatt’in Agri, Misir, Israil ve Kizildeniz’deki arastirmalari video goruntuler ve fotograflar esliginde anlatiliyor.
Bes dolar odeyerek girdigimiz binada dikkatimizi bir Turk bayragi cekiyor hemen Ron Wyatt ve Agri Dagi fotograflarinin uzerinde asilmis olarak duran. Wyatt Archaeological Research Center’in Baskani Richard Rives karsiliyor bizi ve Turk oldugumuzu ogrenince sanki hemserileri ile karsilasmis gibi heyecanlaniyor. Rives, Wyatt hayatta iken onunla birlikte calismis ve zaman zaman yine Turkiye'ye gidip geliyor. Amerika’nin bu issiz kasabasinda Agri Dagi diyarindan birilerini gormek hosuna gidiyor ve hemen derdini anlatmaya basliyor. Rives, ilk yaptiklari arastirmalarin uzerinden yillar gectigini, gemi kalitinin bulundugu bolgede son teknolojik imkanlarla yeniden bir radar taramasi yapmak istediklerini ancak Ataturk Universitesi’nin kendilerine olumsuz yanit verdiginden yakiniyor ve bizden yardimci olup olamayacagimizi soruyor. Kazi yapilmayacagini ve cevreye bir zarar verilmeyecegini onemle vurguluyor. Biz de kendisine Houston'daki Turkiye Konsoloslugu ile temasa gecmesini, bu konuda yardimci olabilecegimizi soyluyoruz.
Iceride ilk olarak Ron Wyatt’in Agri Dagi’ndan baslayarak Ortadogu’nun cesitli bolgelerinde yaptigi arkeolojik arastirmalarin video goruntulerini izliyoruz. Video izletilen salon tamamen Agri Dagi’ndaki calismalar, Wyatt’in bulmayi hayal ettigi Nuh’un gemisinin maketi ve tufani tasvir eden resimlerle dolu. Duvarlarda, calismalarin yapildigi donemde Turk basininda cikan haberler de hemen dikkati cekiyor.
Iki salondan olusan muzedeki gezimiz uzun surmuyor ve Mr Rives Nashville’deki Turk toplumunu konudan haberdar etmemizi ve Agri Dagi’nda tekrar arastirma yapmak icin yardimci olmamizi isteyerek bizi sicak sekilde ugurluyor, Ron Wyatt’in esi Mary Nell Wyatt tarafindan kaleme alinan “The Boat-Shaped Object on Doomsday Mountain” Is This the Remains of Noah’s Ark? kitabini ve arkeolojik calismalardan olusan cd setini de vermeyi ihmal etmeden. Safak hoca ile Turkiye'nin bir kosesini ziyaret etmiscesine hos duygurlarla Cornersville'den ayriliyor Nashville'e dogru yola cikiyoruz.
Nuh Tufanı'nı tasvir eden resimler


Yukaridaki ilk resim İncil'den alıntılanan sözlerle suların yukselişi ve geminin hareket edisini tasvir ediyor. Ikinci resimde her canlidan birer ciftin Nuh'un gemisine gelişi anlatılıyor. En alt resimdeki ise Wyatt'ın yaptıgı maket gemi.

Amerikalı arkeoloğun Türkiye sevdası Ömrunu kutsal kitaplarda anlatılan bazı olaylarin izlerini surmeye adayan Ron Wyatt'in yasaminda Nuh'un gemisi ilk sirayi aliyor. Nuh'un gemisini arastirirken Turkiye'ye sevdalanan Wyatt,Tennessee Cornersville'de actigi muzenin bir kosesine Türk bayragi asmayi da unutmamis. Bayragin altinda Wyatt ile gemi kalıntısinın fotoğrafi var.
Indiana Jones-Noah's ArkAgri Dagi'nda Nuh'un gemisini arayan ABD'li arkeolog Wyatt, Nashville Business and Lifestyles dergisinin Aralik 1991 sayisinda kapak konusu olmuş. Wyatt, Indiana Jones filmleri serisinin Nuh'un gemisini pesindeki bolumunun basrol oyuncusu gibi.
Kalıntılar Nuh'un gemisine mi ait?
Ron Wyatt’in esi Mary Nell Wyatt tarafindan kaleme alinan “The Boat-Shaped Object on Doomsday Mountain” Is This the Remains of Noah’s Ark? kitabı Ron Wyatt'in konuya ilgi duydugu 1960 yilindan basliyor ve bugüne kadar yapılan çalışmaları A'dan Z'ye okuyuculara aktarıyor. Ron Wyatt arastirdigi kalintilarin Nuh'un gemisine ait olduguna inaniyor. Eger bu Nuh'un gemisi degilse o zaman ortada baska bir sir dolu geminin kalintisi var.

Perşembe, Mart 01, 2007

Amerika’da bir hoş sada
Yüzyillar once Anadolu'dan dünyaya ışık saçan gönüller sultanı, hosgörü timsali Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin yasami, felsefesi, dünya ve ahirete iliskin görüsleri bugün dünyanın birçok köşesinde insanların ilgi odagi olmuş durumda. Mesnevi’den parcalar halinde bircok dile cevrilen beyitleri basta Amerika olmak uzere bircok ülkede onemli bir satis grafigi izliyor. Bu yılın ayrıca bir özelligi var. UNESCO(Birlesmis Milletler Egitim Bilim ve Kultur Teskilati) 2007’yi büyük üstadin 800 dogum yıldönümü nedeniyle tum dunyada “Mevlana Yılı” olarak kutlama kararı aldı. Yıl boyunca bircok ülkede etkinlikler yapilacak. 9 dile cevrilmis olan Mesneviler, Konya Buyuksehir Belediyesi’nin destegi ile yil sonuna kadar toplam 20 dile daha cevrilecek. Kuskusuz dunyanin ve ulkemizin barisa, hosgoruye ve sevgiye en cok ihtiyac duydugu bir dönemdeyiz. Mevlanalar’in, Haci Bektaslar’in, Yunus Emreler’in dunyaya dostluk, baris, sevgi ve hosgoru yaydiklari Anadolu topraklarinda bugun yasananlar ise çok düşündürücü. İnsanın içi sızlıyor. Mevlana Yılı bu nedenle daha bir anlam kazaniyor, basta biz Turkiye toplumu olmak uzere tüm insanlik icin. Hayatını, “Hamdim, pistim, yandim” sozleri ile özetleyen Mevlana, insanlığı Hak yoluna, iyilige, güzellige, dostluga ve aşka davet ederken hic ayrim yapmaz, kin ve öfkeden eser yoktur geniş gönlünde. Çağrisi ictendir… Arayis icindeki ruhlar, yorgun gönüller onun dusunceleriyle, ögütleriyle huzur bulur.
Gel, gel
Yine gel,
Kafir, mecusi, putperest olsan da yine gel…
Bizim dergahimiz umutsuzluk dergahi degildir
Yuz kere tovbeni bozmus olsan da yine gel…

İnsanliğa altın değerinde yedi öğüt verir Mevlana;

Cömertlik ve yardim etmede akarsu gibi ol...
Sefkat ve merhamette günes gibi ol...
Başkalarinin kusurunu örtmede gece gibi ol...
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol...
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol...
Hoşgörülükte deniz gibi ol...
Ya oldugun gibi görün, ya göründügün gibi ol.

Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok.
Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
İnsan öncelikle kendi kusurlarını düzeltmeye çalışmalı, başkalarının ayıbını görmemelidir. Başkasında kusur arayanlar, kınadıkları hale mutlaka kendileri de düşerler

Kamil odur ki; koya dünyada bir eser,
Eseri olmayanın, yerinde yeller eser.

Yıllar once Uluslararasi Bursa Festivali’nde izleme sansi yakaladigim sema gosterisini bu kez dunyanin bir baska köşesinde izleyecegim herhalde aklima gelmezdi. Anadolu’nun Konyasi’ndan binlerce kilometre oteden ayagimiza kadar gelen sema grubunun 20 Subat aksami Tennessee Performing Arts Center’daki gosterisi ana vatandan uzaklarda ruhumuza taze bir nefes verdi, yorgun gönüllerimizi dinlendirdi. Nashville’de “hoş bir sada” olarak kalan sema gosterisini 200’e yakini Müslüman olmak üzere yaklasik 600 kisi izledi. Gösteriden sonra bize Mevlana ve felsefesıyle ilgili sorular yonelten Amerikalilar sema gosterisinden cok etkilendiklerini hele neyzenin kendilerini mest ettigini soylediler.

Salı, Şubat 27, 2007

Uzay Müzesi ve Roket Merkezi

Bugun sizlere Alabama eyaletinin Huntsville kentindeki NASA Uzay Muzesi ve Roket Merkezi'nden sozedecegim. Cocuklugumuzda izledigimiz filmlerle baslayan uzayi tanima surecinde hangimiz ilgi duymamistir ki dunyanin otesindeki bilinmeyen derinliklere. Buyuk bir sirdir bu biz insanoglu icin henuz cozemedigimiz. Bes duyunun da otesine uzanan bir bilinmezlik. Bu yuzden Amerika'da en cok ilgimi ceken yerlerin basinda NASA'nin degisik kentlerdeki uzay merkezleri olmustur. Nashville'e yaklasik 2 saat uzakliktaki Huntsville de bu kentlerden birisi. Amerika II. Dunya Savasi'nin ardindan uzay calismalarina ilk bu kentte baslamis, uzaya gonderilecek roketler bu merkezde yapilmis. Su anda bu merkezde herhangi bir aktivite yok, sadece ilk uzay calismalarina iliskin malzemeler, roketler ve envanterden cikarilan ilk uzay mekigi "Pathfinder" sergileniyor. Merkezde ayrica Amerikan ordusunda kullanilan roketlerden ornekler de muzeye gelenlerin ilgisine sunuluyor. Insanoglunun basit roket calismalarindan, uzay mekigine kadar uzanan uzay seruveni konusunda bilgilendikten sonra uc boyutlu sinema ekrani uzerinde uzayin derinliklerine dogru yol almaya basliyorsunuz. Florida'daki Kennedy Uzay Merkezi'nden firlatildiktan sonra Uluslararasi Uzay Istasyonu'na ugrayip oradaki astronotlarin yasamini gorup Ay'a ugruyor, ardindan Mars'a ayak basiyorsunuz. Simulatorde uzay inis ve kalkisini tamamladiktan sonra bu kez Apollo serisi uzay calismalarindan geriye kalan roketlerin sergilendigi Roket Bahcesi cikiyor karsiniza. Devasa roketleri ve onlari calistiran sistemleri hayranlikla izledikten sonra karsiniza bu kez ilk uzay mekigi "Pathfinder" cikiyor. Ucustan kaldirilan "Pathfinder" artik muzeye gelenleri karsiliyor gorevini tamamlamis olmanin gururuyla. Muzenin bir baska kosesinde de Amerika'nin Bosna savasi sirasinda Sirplar tarafindan dusurulen ve tum sirlari desifre olan "hayalet ucak" "Stealth" sergileniyor.

Cumartesi, Şubat 17, 2007


Selam ve sevgiler


Merhaba...Insanoglunun ates ve dumanla baslayip guvercinlerle devam eden iletisiminde buyuk bir devrim yasaniyor kuskusuz. Yillar once soyleseler, "hadi canim sende" deyip gececegimiz bircok teknolojik imkan artik yasamimizin ayrilmaz parcasi olmus durumda. Dunyanin bir ucunda hapsiran bir insanin sesi aninda oteki ucundaki insana ulasiyor tum ayrintilari ile. Eskiden aylari bulan mektupla haberlesmelerin yerini saniyesinde karsi tarafa ulasan iletiler aldi. Dunya kucuk bir koyden ibaret internet agi sayesinde. Sansurun de sadece adi kaldi. Bir yerde sansurlenen bir habere bir bicimde ulasmak artik zor degil. En bildik isimlerin yatak odalari bile burnumuzun ucuna kadar sokuluyor internette.
1987 yilinda Bursa'da basladigim gazetecilik yasamim suresince basdondurucu teknolojik gelismelere tanik olduk. Tipo baskili gazetede calismadik ama tipo baskiyi gorduk o donemdeki Marmara gazetesinden. Sanirim, Anadolu'nun bazi kucuk yerlesim birimlerinde halen vardir tipo baskiyla cikarilan gazeteler. Hic unutmam, 1989 yilinda yasanan maden faciasiyla ilgili gelismeleri izlemeye gittigim Merzifon Yeniceltek'te cektigim fotograflari Anadolu Ajansi'ndan "telefoto" ile Bursa'ya yollamam saatlerimi almisti. Oysa simdi Mars'ta cekilen bir fotograf saniyelerle OLAY gazetesinin bilgisayar ekranina dusuyor. Hergun yenilenen teknoloji yasamimizin ayrilmaz bir parcasi olunca ben de yaklasik 6 yildir bulundugum Amerika'dan sizlere internet ortamindan seslenme ihtiyaci duydum. Ozellikle yasamimin 16 yilini gecirdigim Bursa'daki arkadaslarimla buradan hasret gidermek istedim. Yasamimdan kesitlerin yeraldigi bu sayfada sizlerle cesitli konulara iliskin goruslerimi de paylasacagim, paylasmak istedikleriniz, onerileriniz olursa onlara yer verecegim. Her yasam bir hikaye... Ben de bu hikayenin kimi sayfalarini aralayacagim sizlere.
Saglik ve mutluluk dileklerimle

Cuma, Şubat 16, 2007

Rüzgar enerjisi (Wind Energy) San Francisco'ya yaklasirken bir anda karsimiza cikiveren dev pervaneler Ispanyol yazar Cervantes'in, "Don Kisot ve yeldegirmenleri ile savas"ini animsatti ortaokul yillarindan. Uzaktan sira sira dizili duran pervanelerin biri duruyor digeri donmeye basliyor sanki Don Kisot ile yardimcisi Şanso Panco’ya meydan okuyorlardi. Ilk bakista ucbes tane gorunen ruzgar tiribunler yolun ilerisinde birden yuzleri buluverdi. Pervanelerin biri duruyor digeri calisiyordu birbirine nobeti devreden askerler gibi. Pervaneler San Francisco’ya hosgeldiniz dercesine el salliyordu bize.
Temiz olmasi nedeniyle gelecek vaadeden ruzgar enerjisi bugun bircok ulkede kullaniliyor. Danimarka elektrik tüketiminin yüzde 10'unu ruzgar enerjisinden sagliyor. Gunumuzde dunyada kullanim orani cok dusuk olmasina karsin, 2020 yilinda dunya elektrik talebinin yuzde 12'sinin ruzgar enerjisinden karsilanmasi icin calismalar yapiliyor. Ruzgar gucunden en cok yararlanan ulkeler sirasiyla Almanya, Ispanya, ABD, Danimarka, Hindistan, Hollanda, Italya, Japonya, Birlesik Krallik ve Cin. California'da 2004 yilinda ruzgardan uretilen 4 milyar 258 milyon kilovat saat elektrik eyaletteki toplam elektrik uretimin yuzde 1.5'unu olusturuyor. California'da bulunan 13 binden fazla ruzgar tirubunu San Francisco, Los Angeles ve Bakersfield bolgelerinde kurulu.
Internetten soyle bir arastirdim Turkiye’de durum ne diye? Elektrik Isleri Etut Idaresi’nin bu konuda calismalari devam ediyor. Gokceada’da baslatilan calismalar Turkiye’nin degisik noktalarina devam ediyor ve Turkiye’nin ruzgar atlasi cikarilarak uygun yerler tesbit ediliyor. Konuya ilgi duyanlar
www.eie.gov.tr adresinden gerekli ayrintili bilgilere ulasabilirler.

Salı, Şubat 06, 2007


Santa BarbaraSanta Barbara Pasifik kiyisinda Los Angeles'in bir saat kuzeyinde sirin mi sirin bir sahil kasabasi. Dagcilik, yuruyus, su sporlari ve geceleri senlenen eglence mekanlariyla yerli ve yabanci turistlerin Amerikalilar'in nefes aldigi yerlerden birisi.
Doga, San Francisco-Los Angeles arasindaki kiyi seridinde comertligini de esirgemiyor insanoglundan. Orman ve denizin icice gectigi bu bolgede yolculuk ayri bir zevk. Guzergahimiz uzerindeki ilk durak Avila Beach. Evleri, sokaklari ve sahili ile kentten, stresten bunalan insanlarin soluklanacagi bir mekan. Beldeye adim atar atmaz ozlem dolu yuregim bu kez Bursa’ya uzandi ve Trilye’yi, o sirin Bursa beldesini animsadim. Beldenin tek cafe-restaurantinda karnimizi hamburgerle doyurup Anatolia Turkish Restaurant'taki Amerikali garson arkadasim Greg’in “mutlaka gidin” dedigi Santa Barbara’ya dogru hareket ediyoruz. Ulkenin kuzeyinde, orta kesimlerinde kis hukum surerken Pasifik kiyisi bahari karsiliyordu.
Meksika sınırındayızSan Diego Amerika'nın güneybatı köşesinde Meksika sınırına cok yakın şirin bir kent. Kentin dokusu, evlerin yapısı bizim güney illerinden farklı değil. İklim de ona keza bir Antalya gibi sıcak mı sıcak. Kış ortasında Pasifik Okyanusu'nda kulaç atanlar eksik değil. Tom Cruise'in meşhur "Top Gun" filminin çekildigi mekan da San Diego'daki donanma ussu. Bu bolgede nereye adim atsaniz Ispanyolca isimler karsiliyor sizi. Yerlesim birimleri, sokak ve cadde isimleri hepsi bu topraklarin onceki sahiplerinden kalma. Amerikalilar da degistirme geregi duymamis. Bolgede onemli bir Meksikali nufusu yasiyor. Buyukce bir Meksika bayraginin dalgalandigi sinir kenti Tijuana'ya yaklastigimizda Amerika'nin bu ulkeden kacak gecisleri engellemek icin insaa ettigi duvari da yakindan gorme firsati oldu. Duvarin cok etkili olacagini soylemek zor. Bugun Amerika'da yasayan yaklasik 12 milyon kacak gocmenin 10 milyondan fazlasi Meksikali. Iki ulke sinirindan gecisler o kadar yogun ki Amerika'ya calismaya gelen Meksikalilar 5-6 ay ya da bir yil calistiktan sonra ulkesine donuyor daha sonra tekrar ayni yollardan Amerika'ya geliyor. Arkadasim Erhan'la ciktigimiz gezi sirasinda gocmen burosu ekiplerinin yaklasik 700 kacak Meksikali'yi yakalayip bunlarin yaridan fazlasini sinirdisi ettigini digerlerinin ise isledikleri bazi adli suclar nedeniyle cezaevine konulduklarini gazetelerden okuduk.

Çarşamba, Ocak 31, 2007

Kumarhaneler kenti Las Vegas


California turunda rotamizi Nevada eyaletindeki dunyaca unlu tatil, alisveris, kumar ve eglence merkezi Las Vegas'a da cevirdik. Gece vakti oldugu icin colu goremedik ancak uzun mesafeler boyunca hicbir isiga rastlamayisimiz, her 100-200 metreye konulan "acil arama" telefon kutulari ve yoldaki arabalarin azligi nereden gectigimizi anlatmaya yetiyordu. Bir tepeyi asar asmaz isil isil uzayip giden Las Vegas onumuze cikiverdi. Yillar once, filmlerde gordugumuz, “Godfather”, “Casino”, “Oceans Eleven” gibi yapimlarin mekanini gorecegim soylense herhalde guler gecerdim. Iste dunyanin her yerinden milyonlarca insanin kumar oynamak ve eglenmek icin akin ettigi, hergun milyonlarca dolarin dondugu, her bir otelde yuzlerce tek kollu canavarlarin avlarini bekledigi gunah sehrindeyiz. Colun, cennet gorunumlu cehenneme cevrildigi, ocaklari sonduren yerdeyiz. Ortaliga buyulu, esrarengiz bir hava yayan rengarenk isiklarin altinda saskinligimizi gizleyemiyoruz. Ucaklarin biri iniyor biri kalkiyor. Neseyle kente gelenler, paralarini kaybetmenin moral bozuklugu ile geri donenler. Her taraf kumarhane, benzin istasyonlarinda bile tek kollu canavarlar ayakustu oraya gelenlere hizmet veriyor. Yerlestigimiz otelin suit odasi icin odedigimiz bir gecelik fiyat 35 dolar, ortam ise Hilton gibi. Arabanizi nereye parkederseniz edin tek kurus odemiyorsunuz. Kimi otellerde icki bedava ya da cok ucuz. Yemekler yine dusuk fiyattan servis ediliyor. Herseyi cazip hale getirmisler ki gelenler baska seye para odemesin ama kumar oynasin. Bunun anlami, “Gelin paranizi sadece kumara yatirin biz oradan zaten fazlasiyla kazaniyoruz”
Colun ortasina kurulan kumarhaneler merkezinin temelini 1905 yilinda Italyanlar atmis. Goz kamastiran rengarenk isiklarin susledigi kentte 38'i buyuk olmak uzere 113 otel ve bunlara bagli casinolar var. Otellerin cogunun en az 1000 odasi bulunuyor. Resmi olarak 1911'de kurulan kent Sin City ya da Vice City olarak da biliniyor. Yani "gunah sehri", "kotuluk sehri" Gercekten goz kamastiran isikli dunyalarin arka planinda onca gunah ve kotuluk yatiyor. Kentte baska eyaletlerde yasadisi olan kumar basta olmak uzere uyusturucu ve fuhusa da tolerans gosteriliyor.
Dikkatimi ceken kollu makinelerin basinda cogunlukla yasli insanlarin oturmasiydi. Emekli olmus, yapacak baska birsey bulamayan bu insanlar omrunun son yillarini elindeki ucbes kurusu harcamakla geciriyor. Kentte ikinci gunumuzde herseyiyle bizim kulturumuzden bir parca olan Yunan restaurantinda yemek yedikten sonra bu kez kumarhaneleri aksam vaktinde kusbakisi izlemek icin 379 metre yukseklikteki Stratosfer Otel'nin kulesine cikiyoruz. Buradan Las Vegas'i 360 derece gordukten sonra "gunah sehri"ndeki turumuzu tamamliyor ve San Francisco'ya dogru yol aliyoruz.

Çarşamba, Ocak 24, 2007


Hollywood hatirasi Los Angeles'e gidince "kultur emperyalizmi"nin baskenti Hollywood'u ve Beverly Hills'i gormemek olmazdi taa Turkiye'den buralara gelmisken. Artisi, eksisi, sinema sektorune kazandirdiklari ve kaybettirdikleri ile bambaska bir dunya Hollywood kuskusuz. Hollywood Caddesi'nde evsiz barksiz, ac insanlari gormek sasirticiydi. Yonetmenlerin, artistlerin isimlerinin kazindigi kaldirimlari, kirmizi halilarla suslu Kodak Theatre'in onunu mekan tutan bu insanlar uzanacak merakli ziyaretcilerin verecegi birkac dolara bakiyordu. Dilenmek yerine daha farkli yontemler bulanlar ise daha sansli gorunuyordu. Film karakterlerinin kiligina girenlerle cektirdiginiz fotograf basina verdiginiz 1 dolar onlari sevindirmeye yetiyor da artiyor.
Pasifik kıyısındaki İstanbul



Amerika'da yolumuz gecen hafta ulkenin Pacific kiyisindaki California'ya dustu tatil nedeniyle. Los Angeles, San Francisco, Las Vegas(Nevada) San Diego ve Hollywood'u gorme firsatimiz oldu. California'yi turlarken kendimi adeta Turkiye'de gibi hissettim. Doganin yapisi, evler, sokaklar hemen hersey Turkiye'den birseyleri animsatti. Hele San Francisco'da sanki Istanbul'du soludugum hava. Kopruleri, denizi, inisli cikisli caddeleri, tramvayi ve evlerin mimarisi ile sanki Pacific kiyisinda ikinci bir Istanbul insa edilmisti. San Francisco'da en cok dikkat ceken yerlerden biri kuskusuz San Francisco Korfezi'ni birlestiren Golden Gate Bridge. Adini da bir zamanlar bolgede yasanan "Altina Hucum"dan alan kopru yerli ve yabanci turistlerin en cok ilgisini ceken yerlerden birisi. Koprunun yapilis hikayesi de ilginc. Korfez girisine bir kopru yapmayi hayal eden mimar Joseph B Strauss uzun bir mucadele baslatir. Yoredeki arazi sahipleri engel cikarir, mimar kopruyu yapacak parayi zor bulur ve 8 yilda kopru tamamlanir. Hala yaya gecislerine acik olan koprude ilk intihar acilistan uc ay sonra yasanmis. O gunden bu yana ayda ortalama iki kisi kopruden atlamis. Koprunun acildigi 1937'den bu yana korkuluklardan kendini denize bırakan 1600 kisinin sadece 26'si olumden donmus.